Skip to main content

Posts

İnanmak İhtiyacı / Tevfik Fikret / 1897

İNANMAK İHTİYACI Bütün boşluk: Zemin boş, âsümân boş, kalb ü vicdan boş; Tutunmak isterim, bir nokta yok piş-i hasârımda, Bütün boşluk: Döner bir hiç-i mühiş civârımda; Döner beynim berâber; ihtiyârım, sanki bir sarhoş, Düşer, lagzide-pâ, her saha-i ümmide bir kerre... Bu yalnızlık, bu bir gurbet ki benzer gurbet-i kabre; İnanmak... İşte bir âgûş-ı rûhâni o gurbette. Karanlık: Her taraf, her şey karanlık, bir hazin yeldâ! Karanlık: Fehm ü dâniş, akl ü istihrac hep muzlim; Bütün rûhumda müz'ic bir cemâdiyyet olur nâim, Kesâfetten ibâret bir tecelli arzeder eşyâ, Hakîkat zâhir olmaz dîde-i idrâke bir zerre... Bu vehm-âlûd bir zulmet ki benzer zulmet-i kabre; İnanmak... İşte bir şeh-râh-ı nûrâni o zulmette. Kaynak: Tevfik Fikret, Mehmet Kaplan, Dergah Yayınları, 2. Baskı, 1987, İstanbul, s. 151. Resim: Diango Herbandez, "Window", 2024.
Recent posts

Pazar Günlerinin Sıkıntısı / Mustafa Şekip Tunç

İnsan garib bir mahlûktur: Gözleri önünde geçen şeyleri görmek istemez de uzaklarda olmadık şeyleri görmeğe çalışır. Kendi içinin, mahrem duygularının farkında olmaz da başkalarının içini görmek ister. Her günlük halleri bilmek dururken ekseriya fevkalâde hallerin peşinde koşar. Günlerce birçok şeylere sıkılır, bir takım şeylere içlenir. Bunların hakikî ve yakın sebeblerini ararken muhayyilesine kapılarak uzaklara, pek uzaklara gider. Nefsini sık sık yoklamak, kendisini tartmak ve sarsmak ister, fakat çok geçmeden lâkaydilikle otomatizm arasında sallanır.  İçimizle hasbıhal etmek, onunla hemhal olmak yalnız kendimizi tanımak için değil, ayni zamanda insanlara da hulûl etmek için lâzımdır. Beşerî ve orijinal bütün edebiyatların bu kaynaktan beslendiklerini ve bu kaynağın nesillerce devam etmiş nefis muhasebesinden fışkırdığını söyliyebiliriz. Filhakika doğrudan doğruya temas edilmemiş, kendimizde kontrol edilmemiş hisler yakinen bilinemez; onların dışında ve etrafında dolaşmak da on...

Mehmet Emin Erişirgil [1891-1965]

  Erişirgil, Rıza Tevfik Hakkında.

Mehmet Ali Ayni ve Tercüme Eleştirileri

  Makale: Mehmet Emin Erişirgil: Bergsonculuktan Pragmatizme Bir Dârülfünûn Hocası, Cüneyt Kaya, Kutadgubilig, Sayı: 18.

Devrim / 1961

 

insan

Aklını sonuna kadar zorlayan bir canlı çıktı günün birinde yeryüzünde. Bir dal buldu. Sayılar, rakamlar, şekiller. Sonsuzdu. Zamanın ve mekanın üzerinden geçmediği, değmediği bir yerdi burası. Adeta hazine hükmünde. Zaman içinde zamansızlık. Mekan içinde sonsuzluk. Rakamları, şekilleri büyüttü, büyüttü, büyüttü. Acıya merhem kıldı. Ölüme çare. Acı mı? Sahi acı var mıydı? Acı, daha fazlasını isteyen canlıya verilmiş bir ceza değil miydi? Diğer tüm canlılar nasıllarsa öyle yaşamışlardı. Gözlerini sağa sola çevirmemiş, artlarına bakmamış, sudaki yansımalarından etkilenmemişlerdi. Ama işte bu garip, diğerlerinden ayrıksı duran, şurada ileride ötekilerin arasına karışmaktan imtina eden canlı büyükleniyor, büyükleniyor; zihnindeki matematik dünyaya hayran oluyordu. Evet, sonsuzluğun yolu bulunmuştu. Yadsımaktan geçen bir yol. Kaybetme korkusuna, bir kez daha iyisini tadan canlının yoksun kalma korkusuna dayanan bir yol.  O canlı, elleri ile kördüğüm ettiği ipi çözemiyor. İnsan diyorlar o...

On Imperial Leather

From Imperial Leather to Issue of Objectivity and Colonial Mindset Beyond Colonial History In Imperial Leather (1995), Anne McClintock examines how the interaction among race, class, and gender shaped history, particularly within the colonial English Empire and its modern successor, the United Kingdom. Drawing on a wide range of cultural, theoretical, and capitalist materials—from advertisements and journals to literary works, authors’ lives, and psychoanalysis—McClintock develops a multidimensional analysis of imperial modernity. The following passage captures the central argument of the book: “…history is not shaped around a single privileged social category. Race and class difference cannot, I believe, be understood as sequentially derivative of sexual difference, or vice versa. Rather, the formative categories of imperial modernity are articulated categories in the sense that they came into being in historical relation to each other and emerge only in dynamic, shifting and intimat...