Skip to main content

Posts

Mehmet Emin Erişirgil [1891-1965]

  Erişirgil, Rıza Tevfik Hakkında.
Recent posts

Mehmet Ali Ayni ve Tercüme Eleştirileri

  Makale: Mehmet Emin Erişirgil: Bergsonculuktan Pragmatizme Bir Dârülfünûn Hocası, Cüneyt Kaya, Kutadgubilig, Sayı: 18.

Devrim / 1961

 

insan

Aklını sonuna kadar zorlayan bir canlı çıktı günün birinde yeryüzünde. Bir dal buldu. Sayılar, rakamlar, şekiller. Sonsuzdu. Zamanın ve mekanın üzerinden geçmediği, değmediği bir yerdi burası. Adeta hazine hükmünde. Zaman içinde zamansızlık. Mekan içinde sonsuzluk. Rakamları, şekilleri büyüttü, büyüttü, büyüttü. Acıya merhem kıldı. Ölüme çare. Acı mı? Sahi acı var mıydı? Acı, daha fazlasını isteyen canlıya verilmiş bir ceza değil miydi? Diğer tüm canlılar nasıllarsa öyle yaşamışlardı. Gözlerini sağa sola çevirmemiş, artlarına bakmamış, sudaki yansımalarından etkilenmemişlerdi. Ama işte bu garip, diğerlerinden ayrıksı duran, şurada ileride ötekilerin arasına karışmaktan imtina eden canlı büyükleniyor, büyükleniyor; zihnindeki matematik dünyaya hayran oluyordu. Evet, sonsuzluğun yolu bulunmuştu. Yadsımaktan geçen bir yol. Kaybetme korkusuna, bir kez daha iyisini tadan canlının yoksun kalma korkusuna dayanan bir yol.  O canlı, elleri ile kördüğüm ettiği ipi çözemiyor. İnsan diyorlar o...

On Imperial Leather

From Imperial Leather to Issue of Objectivity and Colonial Mindset Beyond Colonial History In Imperial Leather (1995), Anne McClintock examines how the interaction among race, class, and gender shaped history, particularly within the colonial English Empire and its modern successor, the United Kingdom. Drawing on a wide range of cultural, theoretical, and capitalist materials—from advertisements and journals to literary works, authors’ lives, and psychoanalysis—McClintock develops a multidimensional analysis of imperial modernity. The following passage captures the central argument of the book: “…history is not shaped around a single privileged social category. Race and class difference cannot, I believe, be understood as sequentially derivative of sexual difference, or vice versa. Rather, the formative categories of imperial modernity are articulated categories in the sense that they came into being in historical relation to each other and emerge only in dynamic, shifting and intimat...

Bir Reklam ve Viktorya Döneminde Sabun

"Bu örnek reklamda siyah bir oğlan, suya sanki kendisine tümüyle yabancı bir şeymiş gibi bakarak küvette oturur. Ev içi düzenin tanıdık fetişlerinden biri olan beyaz önlük giymiş beyaz bir oğlan ise 'daha az' olan arkadaşına şefkatle eğilir ve ona ırksal ilerlemenin değerli tılsımını sunar. (...) Reklamın ikinci karesinde siyah oğlan küvetten çıkmıştır; beyaz oğlan aynada ona kendi şaşkın yüzünü gösterir. Siyah oğlanın bedeni büyüleyici bir biçimde beyazlamıştır, fakat Viktoryen düşüncede rasyonel bireyselliğin ve öz bilincin mekânı olan yüz, inatla siyahtır. Böylece beyaz oğlan, 'daha az' olan arkadaşını öz bilincin Avrupai aynasında yansıtarak tarihin faili ve ilerlemenin erkek mirasçısı olarak konumlanır. Siyah çocuk, Viktoryen aynada imparatorluk dönüşümünün önceden belirlenmiş kaderine tanıklık eder; ayna ve sabun adlı ikiz meta fetişleri tarafından medeniyetin eşiğine getirilir, ancak ırksal bir melez olarak kalır: biraz siyah, biraz beyaz." Kaynak: Imp...

Varoluş Felsefesi

  Nurettin Topçu tarafından derlenen ve 1967 senesinde basılan Varoluş Felsefesi, varoluşçuluğu açık ve kısa bir şekilde izah ediyor. Hareket Yayınları baskısını Kırkambar Sahaf'tan edindiğim eserin, Dergah Yayınları tarafından basılan nüshasında "serbest tercüme uyarlama" olduğu belirtiliyor.  Nurettin Topçu, giriş yazısında varoluşçu felsefelerin birçok farklı temelde izah edildiğini, sözgelimi Gabriel Marcel'in elinde varoluşçuluğun Katolik bir renk kazanırken Jean Paul Sartre'ın varoluşçuluğu büsbütün tanrıtanımaz bir temelde açıklamaya giriştiğini belirtiyor. Nurettin Topçu'nun varoluşçuluk üzerine yayımladığı tarih, henüz Sartre'ın hayatta olduğu bir döneme denk geliyor. Bu yönüyle bu küçük kitabın aslında Batı'daki çağdaş felsefi düşünceyi Türkçeye aktararak önemli bir açığı kapatma girişimi olduğunu söylemek de mümkün. Ki Nurettin Topçu da giriş yazısında eseri basıma hazırladığı dönemde, 1960'ların Türkiye'sinde varoluşçuluk üzerine he...