İnsan garib bir mahlûktur: Gözleri önünde geçen şeyleri görmek istemez de uzaklarda olmadık şeyleri görmeğe çalışır. Kendi içinin, mahrem duygularının farkında olmaz da başkalarının içini görmek ister. Her günlük halleri bilmek dururken ekseriya fevkalâde hallerin peşinde koşar. Günlerce birçok şeylere sıkılır, bir takım şeylere içlenir. Bunların hakikî ve yakın sebeblerini ararken muhayyilesine kapılarak uzaklara, pek uzaklara gider. Nefsini sık sık yoklamak, kendisini tartmak ve sarsmak ister, fakat çok geçmeden lâkaydilikle otomatizm arasında sallanır. İçimizle hasbıhal etmek, onunla hemhal olmak yalnız kendimizi tanımak için değil, ayni zamanda insanlara da hulûl etmek için lâzımdır. Beşerî ve orijinal bütün edebiyatların bu kaynaktan beslendiklerini ve bu kaynağın nesillerce devam etmiş nefis muhasebesinden fışkırdığını söyliyebiliriz. Filhakika doğrudan doğruya temas edilmemiş, kendimizde kontrol edilmemiş hisler yakinen bilinemez; onların dışında ve etrafında dolaşmak da on...